1/7/2008 ·
Sen hiç benim ağladığımı gördün mü?
Önce tövbe ediyorsun, sonrada “yeminimi bozdum ağalar!” diyerek geri dönmek istiyorsun aşk sahnesine…
Bahar geliyor çünkü. Çiftler, dört duvar arasından çıkıp, gök kubbenin altına peyda oluveriyorlar. Görüyorsun, imreniyorsun, için gidiyor belki… özlüyorsun geride bıraktıklarını, seni geride bırakan insanı. Hem de nasıl bi özlem… yalnızsın çünkü. İçten dışa, baştan aşağıya yalnızlıkla sarmalanmışsın. Uzayın kara deliklerindeki bi ışık huzmesi kadar tekilsin.
“ideal” diye nitelendirilen insanlar vardır. Bi de “statü” denilen o lanet şey… ikisinin birlikte harmanlandığı insanlar ender… statünün önemi, genellikle dıştan gelen bi güdülenmeden kaynaklanıyor. Mahalle baskısı demek yanlış olmaz sanırım. “el alem ne der…” , “davul bile dengi dengine” bıraksalar, mutlu olacak o kadar çok insan vardır ki.. paraya değil, mutluluğa önem veren insanlar. İşte olsun, aşkta olsun, mutluluğu birinci derece önemede gören insanlar… tıpkı benim gibi.
Çok mu mütevaziyim, yoksa hayata dair hiç mi bi şey bilmiyorum?
Çok çalışayım, az para alayım, ama mutlu olayım. Eve geldiğimde kafam rahat olsun. Çalışma arkadaşlarım beni sevsin. Bi önemim, bi değerim olsun.
Sıkıntı, çekilir elbette. Sonuçta benim bi işim var, senin de bi işin var. Belki çok paramız olmayacak ama bu hiç bi şey demek değil. Kocaman aşkımız var bizim.
Statü hiç bi şeydir, erdemli insan olmak her şey…
Yok, aşık değilim, yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermeyeli durduk yere. Öyle, içimden geldi. Dün de dedim ya, çok yalnız kaldım sanırım bu aralar…
Tarih: sınava daha çok var, henüz bahara yeni girdik. Kayıp zamanlardan birisi daha :P
Yorum (1) Yorum yaz!
30/6/2008 ·
Yalnız mı kaldım bu aralar? Arkadaşıma anlatmıştım, Pazar günleri sınavlar oluyor. Akşam çıkıyorum sınavdan, adalara gidiyorum. Elimde dergilerim, kulağımda müziğim, çantamda sigaram.. porsuk’un kenarındaki ufak, ağaçlı, çimenlerin üzerine. Adalar su boyu öyle. Kenarlarda ağaçlar, çimenler…
Yalnızlığı seviyorum aslında. Böylede mutlu olabiliyorum.
Önce sorularımı kontrol ediyorum. İlk yanlışta yakıyorum bi sigara. Sonra dergimi okuyorum. Epey oturuyorum. Müziksiz.. kuşların sesini dinliyorum. Suyun kıyıya çarpışlarını.. karşıdan geçen insanları izliyorum bazen. Bazen yalnızlığıma hayıflanıyorum. Keşke diyorum, keşke yanımda olsaydın şimdi.. sarılsaydın bana.. Otursaydık.
Acaba fazla mı yalnız kaldım bu aralar? Bu sabah gördüğüm rüya, benimle aynı düşüncedeydi...
Neredeyiz, bilmiyorum. 4 tane koltuk var. Eniştem (küçük teyzemin eşi), bize selam verip tv karşısına geçiyor. Bi koltukta M, diğerinde arkadaşı, benim sadece telefonda sesini duyduğum, 1 kere görüp, 1 kerede karşılaştığım E oturuyor. M en başta, E onun yanında. E’nin yanındaki koltuk boş., ben diğer koltukta oturuyorum. M, “bu tarafa otursana therandomgirl, teyzen oturur oraya” diyerek E’nin yanındaki koltuğu gösteriyor. “teyzem gelince değiştiririm” diyerek kendi bildiğimi okuyorum. Teyzem gelince yan taraftaki koltuğa geçiyorum. Koltuğun yanına doğru yaslanıyorum. E, saçlarımı topluyor usulca.. birden bi güven duygusu sarıyor bedenimi. Fakat uzun sürmüyor. Telefonun alarmını duymuyorum bile, annem uyandırıyor. Gözümü açtığımda kocaman bi yalnızlık beni bekliyor.
Boşlukta gibiyim sanki. Bastırmışım demek ki duygularımı. Hayır E’ye karşı değil, yalnızlığıma dair duygularımı. Kendimden bile kaçmayı denemişim. Aslında, ben yalnızken de mutluyum derken arkadaşım, ne güzel, kendinle barışıksın derken, palyaçoyu oynamışım istemeden. Nasılda kaptırmışım kendimi bu role. Yine maskemi takmışım bilmeyerek.
Beklide…
Bu prozac, saçma rüyalara sebep olabiliyormuş. Belki de yan etkisidir?
Ama o yalnızlıktan, o boşlukta asılı kalmışlıktan kurtulamadım. Hala yıkıntıların arasındayım.
Kucaklanmaya ihtiyacım var…
Tarih: kayıp zamanlar (sınava hazırlık devreleri… )
Yorum (1) Yorum yaz!
22/5/2008 ·
Bazen nasıl kaptırıyoruz kendimizi planlarımıza, düşlerimize..
Büyük bir ümit ve heyecanla o anın gelmesini bekliyoruz. İşler, tasarladığımız şekilde hayata geçince, yaşadığımız mutluluk tarif edilemez. Peki ya tam tersi olursa? Yaşadığımız hüsran inanılmaz…
Epey kötü bir gün geçirmeme rağmen, içimde bir sevinç vardı. Beni dinleyen, anlayan bir arkadaşımın yanına gidecektim. Çok kısa bir zaman içinde görüşecektik. Ama biliyordum ki, gün boyunca çektiğim mide ağrısı, O’nun yanına gittiğimde, ilaç almışcasına kesilecekti.
Gittim. Hatta birkaç dakika fazla muhabbet adına, erken gittim. Yaklaşık yarım saat bekledim arkadaşımı. İşi vardı, biliyordum; ama hemen döneceğini umuyordum. Gelen giden olmadı. Plesbo etkisine olan inancım tamamen bitti.
Kahveleri o söyleyecekti, çikolataları da ben alacaktım. Derse yetişememe kaygısıyla yerimden doğruldum. Çikolataları kapının altından ittirdim. Arkasından ufak bir not gönderdim: “Arkadaşım… :( “ İçim burulmuştu.
Görüşeceğimiz o kısıtlı zamandan güç alarak günü bitirmiştim. Kendi anlatacaklarımı kafamda tasarlamıştım. Zaman kısıtlıydı ve her şey planlı olmalıydı. Hatta bir önceki konuşmamıza dayanarak, arkadaşımı görür görmez ne diyeceğimi dahi hazırlamıştım. Yazılarımı getirmiştim yanımda. O’ndan alacağım kitabı not almıştım yine unutmamak için.
Bugün doktora gittiğimi, artık stresle yeteri kadar başa çıkamadığım için, benim de artık Prozac’a başlayacağımı anlatacaktım.
Sonra en iyi yaptığım şeyi yapacaktım; arkadaşımı dinleyecektim.
İşler düşündüğüm gibi gitmedi ne yazık ki…
Yaşadığım her günden yeni bir şey öğreniyorum. Bugün de olduğu gibi… Büyük umutlar, bazen büyük hayal kırıklıklarına neden olabiliyor. Üzülmemek adına, çok fazla bel bağlamamalı belki de hayallere.
30nisan 2008
Yorum (1) Yorum yaz!
3/4/2008 ·
sen gelmeden gidemedim ne yazıkki... cumartesi günü aklımdan geçiriyordum. "şimdi, giderayak gelirsen" diye... geldin işte. seni belkide son defa gördüm.. babanın dükkanda olmadığı bir vakit dükkana gittim. arka taraftaydın. telefonla konuşuyordun. muhtemelen kızla... çağırdım. ve yine, kuvvetle muhtemel, müşteri geldi deyip, telefonu kapattın ve geldin. her zamanki gibi gülümsüyordun. helalleşmemeiştik... bu içime büyük dert olmuştu. "biz helalleşmemeiştik. hakkını helal et" dedim. helalleştik. ve çıktım. dükkandan, ve artık tamamiyle hayatından...
geçmiş olsun...
Yorum (yok) Yorum yaz!
29/3/2008 ·
Bugün dükkanı taşımaya başladık. Yaklaşık 2 sene sonra yine aynı dükkanı taşıyorum. Yine senden uzaklaşıyorum. İkinci kez.. ama bu kez geri dönmeyeceğim. Bu kez tamamen kopuyorum senden. Tamamen çıkıyorum hayatından. Sözlünün içi rahat etsin. Artık ben yokum…
Bir garip hüzün var içimde. Yorgunum üstelik. 2 sene öncesinde, biz dükkanı taşırken sen de bizimleydin. Bugün yoksun. Fotoğraf çekinmiştik arka tarafta son gün..
Yorgunum canım. Üstelik seni çok özledim. Bir daha görmeyeceğim seni beklide.
Bak, siz gelmeden, ben gittim bile…
Yorum (yok) Yorum yaz!